| |
İstanbul Barok Avrupa basınında:
"...Festivalde iki gün evvel solo olarak da dinlediğimiz
Leyla Pınar, yüksek müzik kalitesi içinde, etkileyici
sopranoları; yaratıcı buluşları, rafine ve zekice
hazırlanmış mizanseni ve hoş koreografisiyle birlikte
bize ince bir ruh ve özgün bir yaratıcılık örneği
sergiledi. Türkiye´yi «Avrupa» da görmek ikna ediciydi."
Frédéric KIESEL (Revue Générale - Haziran 1997 -
"Chroniques et Actualités de Musique.")
"... Perşembe gecesi bize Brigittines´de L´Europe
Galante´ı sunan Printemps Baroque du Sablon Festivali
yöneticilerini kutlamak gerekir. ...Yeni bir oluşum
sürecindeki İstanbul Barok bize kendi barokçularımızın
ilk hallerini hatırlattı.
Serge MARTIN (Le Soir - Haziran 1997 - Belgique)
"...Belçika´da ikamet eden Türk klavsenci Leyla Pınar
muhteşem projelere imza atmaya devam ediyor. Bu Pazar
İstanbul Barok´u dinlemek üzere "Printemps Baroque´ta
olacağım..."
Martine DUMONT-MERGEAY (Bruxelles "Art et Musique"
Haziran 1997)
İstanbul Barok Türk basınında:
Festival "İtalyan Barok"la sona erdi
27 Mart’ta başlayan - 02 Nisan da İtalyan Kültür
Merkezi’nde "İstanbul Barok" solistlerinin konseriyle
sona eren 14.İstanbul Barok Festivali La Troupe du Phare
ve İstanbul Barok eşliğinde " La Fontaine " masallarının
sahnelenmesiyle başladı. Klavsenist Leyla Pınar’ın 14
yıldır organize edip, dünya çapında sanatçıları
tanıttığı festival, İstanbul’un tarihi mekanları olan
Beyoğlu St. Pulcherie Lisesi, Galata Derneği (Eski
Ceneviz Binası), St.Espirit Katedrali ve İtalyan Kültür
Merkezi ’nde gerçekleşti. Konserlerde Barok bestecilerin
Kıbrıs oyun havası, bostancıbaşı vb. Türklerle ilgili
parçalarına da yer verildi.
Festival de şef Francesco Corrias yönetiminde "Barok
Çağ'da İtalya’da Seyahat" temalı konseri, Barok Çağın
Sesleri ve Cenevizli Bestecilerden Örnekler müzikli
söyleşi ve "İstanbul Barok" solistlerinin iki konseri de
yer aldı. Festivalin kapanış konserinde: "İstanbul
Barok" solistleri klavsenist ve müzik yönetmeni Leyla
Pınar yönetiminde İtalyan Barok besteciler Vivaldi,
Scarlatti, G.Caccini, G.F.Handel, Todorini, A.Caldara,
G.B.Pergolesi, A.Campra, F.Koczwara’dan eserler
çaldılar. Konserin solistleri soprano Oya Ergün ve kontratenor Kaan Buldular’dı.
Seyircilerin kendini zaman tünelinde hissettikleri
konseri hocaların hocası şancı Yıldız Dağdelen; Leyla
hanım tamda barok çağda olduğu gibi müzisyenleri bir
araya getirip müzik yapıyor. Cesur, değişime açık,
doğaçlama bir müzik. Seyirciyi de müzik olayının içine
katıyor. Çok beğendim." Sözleriyle yorumladı.
Zeynep ALTAY (Cumhuriyet - 3 Nisan)
...G.Ç: Mozart öncesine hiç gidemiyoruz. İki yıl önce
Ankara´da yapıldı. İyi olduğunu duydum.
M.E: Türkiye´de ilk kez bir Händel operasının
sahnelenmesi bakımından bence çok önemli bir iş yapıldı;
o prodüksiyona emeği geçen herkesi tekrar kutluyorum!
Mehmet ERGÜVEN, Gürçil ÇELİKTAŞ (Sanat Dünyamız - 102 Bahar 2007)
...Ankara Devlet Opera ve Balesi, Ankara´da uzun süredir
özlemi duyulan bir şey yaptı ve Türkiye´de daha önce
sahnelenmemiş bir barok operayla, Händel´in Deidamia
operasıyla mevsimin ilk yeni yapımını Ekim ayında
seyircilerine sundu. İstanbul Barok topluluğu ile
kurucusu ve sanat yönetmeni Leyla Pınar ile ortaklaşa
gerçekleştirilen, Händel´in az tanınan bu son operasını
Ali Pınar sahneliyor. Müzik ve sahne
yönetmenleri bütünlüğü bozmadan, çağdaş teknik unsurlar
katarak, eseri başarılı biçimde sahneye koymuşlar. Barok
üslupla şarkı söylemenin ve çalmanın zorlukları
düşünüldüğünde, Ankara Devlet Opera sanatçılarının bu
sınavdan başarıyla çıktıklarını söylemek doğru olur.
Kadriye Saral-Levent Pınar ikilisine ait, beyaz rengin
hakim olduğu dekor ve kostümleri; Fuat Gök-Ali Pınar´a
ait ışık düzeni; doyurucu bilgiler veren güzel broşürü
ile bu başarılı yapım için tüm kadroyu kutlamalı.
Ayşe ÖKTEM (Andante - Ocak/Şubat 2005)
...Klavsen sanatçısı Leyla Pınar, topluluğu İstanbul Barok
ile bu yıl onuncu kez, Uluslararası İstanbul Barok
Festival Haftası´nı düzenleyecek olmanın tatlı
heyecanını yaşıyor. Klasik müzik kültürünün yerleşip
yerleşemediğinin tartışıldığı Türkiye gibi bir ülkede,
Batı için dahi yeni sayılabilecek "otantik müzik"
akımının bayraktarlığını yapmak, kuşkusuz zor bir iş
olsa gerek. Leyla Pınar, bu müziğe emek veren ekibiyle
birlikte yaşadıkları güçlüklere karşı yıllardır mücadele
veriyor. David Munrow´un İngiltere´de, Gustav
Leonhardt´ın Hollanda´da, William Christie´nin ise
Fransa´da yaptığını Leyla Pınar azimle Türkiye´de
gerçekleştirmeye çalışıyor. Sahiplendiği misyon çok
önemli çünkü o, bugüne kadar üzerinde özel olarak pek
durulmayan bir bağlantıyı, Topluluğu ve Festivaliyle tüm
dünyaya duyurmaya çalışıyor: Barok çağda Batılılar ve
Türkler arasındaki müzikal etkileşim. Avrupa Birliği ile
her alanda entegrasyona girmek peşindeki Türkiye´nin
Batıyla ortak miras üretme arzusuyla çok iyi örtüşen bu
bağlantı, umarız ki, kültür politikalarını yönetenlerin
dikkatini çeker ve böylece Leyla Pınar´ın çabaları daha
fazla ilgi ve destek görür.
Serhan BALİ (Andante - Nisan/Mayıs 2004)
...Brüksel başkent belediyesinin düzenlediği "Le Printemps
Baroque du Sablon" adlı festivale katılan İstanbul Barok
izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. 35 kişiden
oluşan İstanbul Barok´un klavsenci Leyla Pınar
yönetiminde seslendirdiği "Sevdalı Avrupa" operası en
çok ilgi gören yapıtlardan biri oldu.
...Festivalin genel koordinatörü Christophe Pourtois, Türk
sanatçıları ve seslendirdikleri yapıtı değerlendirirken,
"Festival kapsamında 17 etkinlik dinledik. Bunlardan en
başarılısı Türkiye´den gelen İstanbul Barok´tu. Bu olay
Belçika´da yaşayan Türkler için de çok önemli idi. Çünkü
Belçikalılar, Türklerin sanattaki yerini yakından
gördüler" dedi.
Fikret AYDEMİR (Milliyet Avrupa - 5 Mayıs 1997)
...Barok antagonizm, Grek mitolojisinin mistisizmi ve
Purcell´in rafine müziği ile modern ve cesur yaklaşım
mizansenin kriterleriydi.
Didem ERYAR (Daily News - 24 Aralık 1995)
...Müzik ve sanat yönetmenliğini Leyla Pınar´ın yaptığı
eserin 30 Kasım günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu´nda
yinelenmesi İstanbul´da bir "müzik olayı" sayıldı.
Temsil beklenenden öte başarı sağlamış, ilgi toplamıştı.
Bu sonuçta doğal olarak mizansen ve koreografinin yanı
sıra dekor, kostüm ve ışık tasarımcılarının hizmeti
büyüktü.
Faruk YENER (Milliyet Sanat - 15 Aralık 1995)
...Devlet desteği almadılar, sponsorları yok, yaş
ortalamaları yirmi... Ve İstanbul´un en seçkin konser
salonunda Dido & Aeneas´ı sahneye koyuyorlar! Başlarında
otuz yıllık barok müzik birikimini onlarla paylaşan,
ülkemizi yurt dışında da başarıyla temsil eden klavsenci
Leyla Pınar var. ...Müzik tarihinde önemli yere sahip bu
yapıtın kısıtlı olanaklarla, büyük bir özveri ve o denli
büyük bir coşkuyla sahnelenmesi her müzikseveri
heyecanlandırır, mutlaka izleyin.
Alin TAŞÇIYAN (Milliyet - 30 Kasım 1995
...Son yıllarda Batı´da barok operaya karşı bir ilgi
canlanması söz konusu. Çeşitli başkentlerde Dido
Aeneas´ın Craig zamanında olduğu gibi yeniden
sahnelendiğine tanık oluyoruz. Yüzyıl başının öncü
girişimlerinin yeniden "moda" haline gelişini
çağrıştıran bu gelişimlere koşut olarak bir biçimde
İstanbul´da, İstanbul Barok tarafından sahnelenmesi,
üstelik bunun söz konusu barok yapıtın ülkemizde ilk
oynanışı olması, hoş bir rastlantı oldu...
...İstanbul Barok´un Dido Aeneas´ı, sahneye koyucu ve
tasarımcıların barok sanatın özelliklerine uygun düşen
seçmeci yaklaşımıyla ele alınmış. Renk kullanımında
simgeci tutum belirleyici olmuş. Büyücülerin sahnesinde
video görüntüden yararlanılması, çağdaş teknolojiyi
gündeme getirmiş.
Ayşin CANDAN (Yeni Yüzyıl - 14 Mayıs 1995)
...Sahne tasarımcıları büyük ölçüde soyut
dışavurumculuktan etkilenmişler. Aeneas´ın gemisinin
dekoru Jackson Pollock´ın "action painting" üslubunda
boyanmış. Amaç, cadılar tarafından kandırılıp
Kartaca´dan ayrılmaya kalkan Aeneas´ın ani ve bilinçsiz
davranışını vurgulamak. Kraliçe Dido´nun yatak odasında
kullanılan üç ayrı renk panolar için Yves Klein´ın
"Mono-Pink: Mono-Gold: Mono-Blue"adlı yapıtından
esinlenilmiş. Pembeyi "aşkın tutkusu"; altın yaldızı
"kraliyetin şatafatı"; maviyi ise "mitolojinin mistik
kudreti" olarak düşünmüş. Kartacalıların savaşa fil
üstünde gitmeleri arka plandaki tek renk (metalik)
Kartaca surlarının üstüne yerleştirilen ve "akıllıca
yönetilen bir devletin kolay yıkılmaz mitolojik
korunganlığını sergileyen" fil kafalarına esin vermiş.
Öte yandan panolara anti-tez oluşturması için soyut
dışavurumculuğa tepki olarak gelişen pop-art´tan
yararlanmışlar. Bir happening anlayışı içinde cadılar
sahnesinde yanan ateşi sahnenin önüne yerleştirdikleri
bir ekran aracılığıyla vidoeodan gösterdiler. Dileriz
tüm müzikseverler, resmi kurumlar dışında, gencecik
sanatçılar tarafından oluşturulan bu sanat olayına
tanıklık etme zevkine erişirler.
Alin TAŞÇIYAN (Milliyet Sanat - 15 Mayıs 1995)
|
© 2008 İstanbul Barok
|
|
|